İSRÂ` VE Mİ`RÂC
İSRÂ` VE Mİ`RÂC
Nebî sallallahu aleyhi ve sellem
Miraç ve İsrâ olayından haber verip
buyurmuştur :
………………………………..
(Hadisi şerif böylece devam eder..)..
Hadisi şerifte bahse konu üçüncü sema ZÜHRE, Makam-ı Mahmuttur…( efendimiz bir başka hadislerinde Yusuf aleyhisselam için‘’Kardeşim’’tabirini kullanarak ehline…dünyada hizmet ederken aynı makamda (zühre-Makam-ı Mahmut’ta) kaldıklarının haber verdi.
Zühre-sıfatullahın kemalidir…Üçü celal, üçü cemal olan yedi semadan birisidir.İbadet ehli için Nur-u yeşildir.Efendimizin hizmet ve beka makamıdır.Bu yedi sema yukarıdan aşağıya doğru Zuhal;Müşteri,Merih,Şems,Zühre,Utarit ve kamerdir.Tamamı sıfatullah olup,nur-u tevhide ulaşmış olan zatın sıfatlarıdır.Bu sıfatlarda ibadet ederken sayısız ilim vardır ki bu ilimlere ilmullah denir…Bunları bilerek ibadet etmenin adı marifetullahtır.
Zührenin evvelinden dostu Merih sıfatıdır.Makam-ı siyanettir.Celaldır…Zührenin ahirinden dostu ise Kamer şerefidir.Cemaldir.Makam-ı şeriattır…
Zührenin bir yüzü sıfat-ı celale(merih’e)bakar,bir yüzü sıfat-ı cemal (kamer) e bakar..Merih’in nuru kan kırmızısıdır. (bayrağımızın rengi),kamerin nuru ise(Ay ve yıldızın rengi olan süt)beyazdır.Bu nedenle zührenin nuru (kırmızı ve beyazın kemali olan) yeşildir.Bayrağımızdaki ‘’hilâl’’ ümmet-i Muhammed’i,’’yıldız’’ zamanın zatını temsil eder.Zahirde ise kırmızı renk,silahlı gücümüzü(şehit kanlarını),’’hilâl’’ müslüman olan halkımızı,’’yıldız’’ ise devletbaşkanını temsil eder.
Zat celalde bir efal yaparsa kırmızı,cemalde bir efal yaparsa beyaz nur (doğar)görülür. Kemalde efal yaptığında ise yeşil nur olarak, zatın müşahedesinde (tezahür eder)görülür.Zat bu (Zühre şerefinde)makamda düzenli kalarak her şeyi celalden alıp cemale teali ettirir.Doğru hizmet edilirse hemen her güzel şey küffardan ayrılıp mü’minlere yönelir.Merihten gelen tecellileri müşahede ve muhakeme süzgecinden geçiren zat.,kahır ve gazaba neden olacakları, cemal esma ve efalleriyle teshir ederek Kamer’e teali ettirir.Ki, esas işi budur.Maalesef zat evliyasının, ilmi yetersizlikleri ve nefislerine aldanmaları nedeniyle,beklentinin tam zıddı tecelli edebilir,herşey mü’minlerden ayrılıp kafire yönelir.
Hafız Hüseyin kemal’in yetiştiği dönemde yaptığı efaller, okuduğu esmalar nedeniyle,müslümanların ülkeleri bile ellerinden alınmış,ya öldürülmüşler,ya sürülmüşler yahut yaşadıkları yerlerde asimile edilmişlerdir.Böyle,zatların acemi dönemleri, müslümanlar açısından tarihteki acılı sayfaların gerçek sebebidir.
Hafız Hüseyin Kemal hz. Yaşadıklarını hatası ve sevabıyla ‘’Esrar-ı Hikmet’’ kitabında bizlere aktarmış,kendisinden sonra geleceklere ibreti alem için bırakmıştır.Bir daha aynı hatalar yapılmasın,aynı acılar yaşanmasın istemiştir.
Kemale ermiş bir zat evliyasının zamanında müminler rahat,refah ve mutlu yaşarlar.Çünkü O, müslümanların gelişip çağı kucaklamaları için gerekli esma ve sıfatları tecelli ettirir.Halk’ın anlayacağı şekilde söylemek gerekirse göklerin her alandaki rahmetini,
(dualarıyla ) müminler üzerine yağdırır.
Onları zaferden zafere ulaştırır.
Efendimizin (s.a.v.) zamanı böyle geçmiştir..
Kendisinden sonra gelen hz.Ebu Bekir zamanında, efendimizin yaptığı dualar ve efaller nedeniyle gelişme ve huzur devam etmiş,giderek yeni zat’ların (ki Hz Ali g.a.s. hazretleri velayet makamının sahibi idi,hz Ebu Bekir,hz Ömer,hz. Osman vb. bir çok sahabe kutup mertebesinde idiler.) yaptıkları dualar tecelliye geçmiştir.
Hz Ömer’in zamanı da,Hz Ebu Bekir zamanı gibi mükemmel yaşanmış,(kendisi tevhit ehliydi. Sarı nurda tevhit olmuştu.) adalet hat safhada tezahür etmiş,devlet büyümeyi,gelişmeyi mükemmel şekilde sürdürmüştür…Zamanla efendimizin dualarının etkisi azalıp o dönemin tevhit ehlinin (ki herbiri ayrı bir sıfatta tevhit olmuşlardı) tecellileri etkisini artırmaya başlayınca,birçok alanda ezdat oluşmuş,hüküm celal sıfatına geçmiştir.
Emir el Mü’minün,evliyalar serveri hz.Ali (g.a.s.) hazretleri;’’Utarit’’te tevhit olmuştur. Utarit bir celal sıfatıdır.Makam-ı Müveddet (Dostluk ) olan ‘’Şems’’te kaldığından, Nur-u tevhidi (miracı), Şems’in dostu Utarit’te mavi nurda olmuştur.Halife Hz Osman Zinnur’un zamanında yeni tecelliler kuvvet buldukça fesat yuvalanıp gelişirken,hz.Ali g.s. zamanında tecelli had safhaya varmış,özellikle siyasi alanı,birliği-bütünlüğü talan etmiştir.Siyasi istikrarın bozulmasının bir sonucu olarak yaşananlar,tarihlerde (olabildiğince) kayıtlıdır.
Hz Ali g.a:s. hazretleri (Utarit’te) mavi nurla tevhit oldu demiştik.Bu tevhidin hikmet-i gereği yaptığı efalleri,ibadetleri celal tecellisinin güçlenmesine,inançta ve sosyal alanda fesat çıkmasına, dolayısıyla zahiri iktidarın kaybedilmesine sebep olmuştur.
Hikmetullah’ın iktizası böyledir.Sıfatı celal olan Utarit’te yapılan her iş küffara,münafıklara yarar..Utarit kendisinde ibadet eden zata cehennemi dünyada iken yaşatır.Ahiretinde makamı yine yahut dir ancak dünyası çok büyük zorluklarla geçer.Ve o makamın mensupları çoğunlukla ile ahirete intikal ederler.Bu nedenle Zat evliyasının bu makamda zaruri ihtiyaçlar (Küffarla mücahede ya Utarit’te yahut Merih’te yapılır) dışında iş yapması son derecede yasaktır.
Bu ezeli taktirden haberdar olan efendimiz,kendisinden sonra olup bitecekleri birer birer ayrıntılı anlatarak, (evlad-ı resule) yapılacak kötü muameleleri,her türden olumsuzlukları hafifletmek istemiştir.Hz hasan ve Hüseyin efendilerimizin hangi sıfatta,hangi nurla tevhit olup,hangi tecellilere maruz kalarak eziyet göreceklerini bilip, bildirmiştir.Ezeli taktirin sonucu oluşan o günlerin tecellilerini,pek tabii olarak siyasi alanda halen tartışıyor,aradaki ayrılıkları gidermeye çalışıyoruz.
Kerbela olayı,sıfat-ı celalın yeniden (bambaşka bir yüzle ) bayrağını göndere diktiğinin resmidir.Cahiliye döneminin aleni şirkleri,o devirden itibaren örtülü,gizli şirklere dönüşmüştür.
Efendimizin vefatından itibaren otuz yıl geçtikten sonra oluşan istibdat dönemi, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine kadar (Kur’an-ı Kerimin hedefleri açısından)utanç verecek şekilde devam etmiştir.İktidar Türk’lerin eline geçinceye kadar,dinin her alanında tahrifat yapılmış,hukuk sisteminde (köklü) sapmalarla,din bilim insanlarından (fesada karşı çıkanlara) akılamaz zulümler yapılarak,siyasi sistem krallığa dönüştürülmüştür.
Hanedanlardan kurtulmak yirminci yüzyıla kalmıştır.Arada bir insaflı yöneticiler gelmiş( istisna-i dönemler yaşanmış ) olsa da şeriatın aldığı yaralardan, özellikle hukuki tahriflerin,halk iradesine tecavüzlerin,kişisel hak ve hürriyetlerdeki kısıtlamaların sonucu, maalesef islam alemi özellikle fen bilimlerinde sürekli kan kaybetmiş, dünyevi bilimlerin ve tekamülün bayrağı küffara kaptırılmıştır.
Bütün bu zamanlarda gelip geçmiş yüzlerce (zahirde)şöhretli evliya, maalesef hikmet ilmini ( Ku’an-ı Kerimi deşifre ederek) kamilen zahire çıkarıp, sonraki nesillere aktaramamışlar.Yahut gizliliğine binaen sözlü aktarırken zamanla kaybına sebep olmuşlardır.Halk arasında yaptıkları (söylenen ) birtakım kerameti kevnilerle şöhret bulmuş olsalar da çoğu nefislerini bile kurtaramamışlar,ya hapishanelerde çile çekmişler, yahut şehit edilmişlerdir.İlimde sıfattan zata geçememişlerdir.Maddi her türlü gelişme de manevi ilimlerin ehil ellerde olmasına bağlıdır.Gökler harekete geçmeden yerler deprenmez.Gökleri harekete geçiren kuvvet ve kudret ise zat evliyasının esma ve efalleridir…’’Kıyamet hacıdan,hocadan kopacaktır’’atalar sözünde gerçek payı vardır..Bir hadisi şerifte;’’Emanet ehline teslim edilmediği zaman kıyameti bekleyiniz’ buyurulmaktadır..Bu hadis her alanı kapsamakla birlikte ledünni sırrı zat evliyasının ehliyetine atıfta bulunmasıdır..
Bütün bu olanları,olacakları zamanında efendimiz yüzlerce hadisle beyan etmiştir.Hükmün kendisinden sonra yeniden celalin eline geçeceğini o kadar net bilmiş ve bildirmiş ki makamının ne kadar yüksek olduğunun bir nişanesi olarak, hadisi şerifleri ortadadır.
Sonunda devran dönmüş,zaman (1857-1957) lere gelmiş.Adı Hafız Hüseyin Kemal Sertyeşilışık olan bir Zat-ı Muhterem yetişmiştir..Hikmet ilmini efendimizin uyguladığı şekliyle (yeniden tecrübe ederek-kırk yılda-düşe kalka ) zahire çıkarmış,’’Esrar-ı Hikmet Beyanı’’adında, büyük boy 900 sayfalık bir kitapla kaydı rapt altına almıştır.Böylece bu en yüksek ilim olan ‘’İlmullah-ilmi ledün’’ keşfedilip, insanlık tarihinde ilk defa açıkça kayıt altına alınmıştır.Bu çabalar sürdürülürken oluşan tecelliler, insanlığa ve islam dünyasına akılalmaz bedeller ödetmiştir.
Esrar-ı Hikmet kitabında efendimizin bu ilmi hangi kaygıyla gizlediğini anlayamadığını bildiren H.H.Kemal bundan böyle kıyamete kadar bu ilmin (ehline) zahir olduğunu ancak, (avama bildirmenin doğru olmadığını ) sakıncalarını da açıklayarak bildirmiştir.
Balkan savaşları,Birinci Dünya Savaşı,Kurtuluş Savaşı ve nihayet,İkinci Dünya Savaşı bu zatın zamanının emsalsiz (muazzam) tecellileridir.Yetmiş yıl devam eden Soğuk savaş Dönemi de bunlara dahildir.Bugünkü dünya haritasını çizen (hizmetiyle)kendisidir.Bu zatın en son savaşı ‘’Kore Savaşı’’olmuştur.
Ardından Oğlu merhum Hafız Süleyman Sertyeşilışık ‘’Vietnam Savaşı’’nı başlatmış,ancak yaptığı iş erken vefatına sebep olmuştur.
Hikmette savaş başlatmak son derecede tehlikeli ve zor olduğundan, bu işe soyunanların birçoğu ahirete vakitsiz gitmişler, başlattıkları savaşı dünya gözüyle görememişlerdir.Allah’ın sıfatı celalinin tabiatı, kan ve gözyaşı olduğundan, İlmullah yolunun yolcularına olgunluk çağlarına gelmeden çeşitli tuzaklar kurarak erken ölümlerine sebep olur.Kemale eren marifetullah ehlinin celalin başına dert olacağını iyi bilen şeytan iman ehline karşı giriştiği mücadelede çoğunlukla galip gelmiştir.Tarih, ağırlıklı olarak şeytanın zafer tarihidir.
Kur’an-ı Kerim; inananların azınlıkta kaldığını, ekseriyetin inanmadığını,belli bir vakte kadarda inanmayacaklarını,ancak sonunda islamın muzaffer olacağını onlarca ayetle belirtir.
Bahse konu ilim(ilm-i LEDÜN) bu yüzden çok zor bir ilimdir.Mensubu olan kişilerin sadece din konusunu değil,zahir ilimlerini de çok iyi bilmeleri gerekir.Ancak her çağda bugünkü gibi ilime ulaşmak kolay olmadı.Yeterince örgün eğitim yapılmadığı gibi, kitaba ulaşmak ta kolay değildi.Maksat geçmişi yargılamak değil,ibret almaktır…
‘’Geçmişteki hataların çaresini bulur muydum,
Acıları çekmeseydim bugünkü ben olur muydum..’’
Görevi (1957 de) devir alan ‘’Hacı İsmail fidan’’ hz. küffar la mücahede nin doğrudan savaş yoluyla olduğu fikri sabitinden kendini kurtaramayarak,efallerini sürekli celalda yapmış,zamanında bir çok savaş açmış,üstelik ilmin şartlarına da riayet etmemiştir.Bir yerde savaş başlatmak isteyen zatın,savaşmak istediği ülkeye gitmesi gerektiği halde,oturduğu yerden okumuş,bundan da özellikle Türkiye olumsuz olarak etkilenmiştir.Üstelik maksat hasıl olmamış,yenilmesini beklediği ülkeler savaştan galip çıkmıştır.Kendisi zahir ilimlerinden haberdar değildi.Üstelik yıldızının Utarit olduğunu söyler,olumsuzluklarına katlanmamızı ima ederdi.Beyaz nurda tevhit olduğunu söylediği halde sert mizaçlı yani celalda idi.Şehirli
kültüründen bile yoksundu. Bütün ömrü köyde geçen bir zat evliyası idi.
Manada mertebe sahibi olmak yetmez.Herkes Hz Muhammed s.a.v.olmadığı gibi,Cebrail gibi bir rehbere de malik değildir.İlmi sürekli işareten (vahiy) yoluyla almak durumunda olan zatlar,her zaman hataya açıktırlar.
Hocamın zamanı Ülkemiz açısından sürekli ihtilaller,terör olaylarıyla geçmiştir.(!957-1987) yaptıklarının etkisi pek tabii olarak devam etmektedir.Elindeki kitabın Zat’ın hayatını nasıl koruyacağına dair bölümlerinden faydalandığı için,korkusuzca bir savaştan netice almadan bir başkasını tecelli ettirmiş,Türkiye’ye olan zararlarını gözardı ederek celal efallerine devam etmiştir.Sonunda seksenli yaşlarında olduğu halde,uyarılarımıza rağmen, körfez savaşını tecelli ettirmeye çalışırken,(dalgınlığı nedeniyle korunamamış),hikmet şehidi olmuştur.Rahmetullahi aleyh.
1957 den 1991 körfez savaşına kadar bütün savaşlar kendisi tarafından tecelli ettirilmiştir.
Soğuk savaşı bitiren mücahedesine öğrencisi olarak bizzat şahit olmuştum.Kıbrıs savaşında ise Şaban Duman kardeşimle kısmen katkıda bulunduk.Yeni öğrencisi idim ve ne verirse okuyorduk.Komünizm’in sona erdirilmesi sırasında okuduğum esmalar nedeniyle düştüğüm celal çukurundan 2003 te (oluşan ölüm tecellisinden kurtulmak isterken) yaşadığım tecrübeler sayesinde çıkmayı başardım..Bu konu başka vesile ile ayrıca yazılacaktır.Halen yakamızı celalden kurtarma mücadelemiz devam etmektedir.
Yerine bakan acemi kutup,uzun süre celaldan yakasını kurtaramadığı için,Türkiye ve islam dünyası bundan aşırı derecede etkilenmiştir.Giden zatın yaptığı efallerin etkisine istifrak olan dünya, ABD nin akılalmaz politikalarına muhatap olmuştur.Dünyada ve Irak’ta masum kanıları boş yere dökülmüştür.Bu savaşın bir başka yüzü de Müslümanlar üzerindeki psikolojik etkileridir.Acz içinde kalmışlıkları birkez daha yüzlerine vurulan müslümanların,
dinlerinden şüpheye düşmelerine neden olmuştur.
Şeytanın istediği Tam da budur..
Azizim;
Zat evliyası yaptığı her işin,okuduğu her duanın maliyetini iyi hesaplaması gerekir.İslama bundan daha büyük zarar verilemez.Birçok müslüman dininden diyanetinden,canından malından olmuştur.Savaş insanlık için en büyük fitnedir.
Bu olayda da her zamnki gibi sıfatı Celalın (şeytanın) dilediği olmuştur.Güçler dengesi hesaplanmadan savaş açmak akıl karı değildir.Ayrıca ilm-i ledün teshir ilmi olarak kullanılmalı her tecelliye sabırla ulaşmaya çalışılmalıdır.
Bu tespitimizin delili, Asr-ı Saadettir.
Nihayet (Celalin pençesinden yakasını kurtardığını zannettiğimiz) günümüzün zatı işleri kontrol altına almış görünüyor.Gidişat odur ki hidayet çağı başlatmıştır.Bundan böyle daha huzurlu bir Dünya ve Türkiye umut edebiliriz.Zamanla Türkiyenin ve islam aleminin yıldızının parladığını,(dünyada adaletin göreceli olarak tecelli ettiğini) müşahede edebileceğiz,inşaallah.
Zaman umulur ki bizi haklı çıkarır..
Bu ilim İlmullahtır…Hikmetullah tır..Bu ilmin icrasına Marifetullah denir.Kur’an-ı Kerim’in (ehline açıkça) beyan ettiği üzere,her tecelli bu ilim mensuplarının(zat evliyalarının) hizmeti ledünden kaynaklanır.Yanlış yapılırsa celal tecellisi dünyayı yakar yıkar,doğru yapılabilirse herşey yeniden ihya edilir.
Nitekim;
El Hadid Suresi 16. ve 17. ayetlerinde buna işaret edilmektedir
‘’İman edenler için vakti gelmedi mi ki
Kalpleri Allah’ın zikrine ve Kur’an’ın aşkına coşsun;
Ve bundan önce kendilerine kitap verilmiş,sonra;
Üzerlerinden(olumsuz)zaman geçip te kalpleri katılaşmış
Ve çoğu fasık olmuş kimseler gibi olmasınlar.’’
‘’Bilmiş olun ki Allah;
Yeri( kalpleri ve gönülleri) ölümünden sonra (yeniden )diriltir.
Biz size ayetleri (ibret için-uygun olanlarını zikredin diye)açıkladık.
Umulur ki (ne demek istediğimizi anlar işlerinize yön verirsiniz)akıl edersiniz.’’
Bu ayetlerde Zat evliyasına ayrı,müminlere ayrı müjdeler ve uyarılar var…
Beşer aklının ermeyeceği bazı şeyleri burada söylemenin anlamı yoktur..Eğer beşer aklı (ilm-i ledün sırlarını kabul edebilseydi)Kur’an-ı Kerimde bu derecede gizlenmez,açık açık bildirilirdi.
Hakk teala böyle taktir etmiş…Her tecellinin Hakk olduğunu, hayretten sıyrılan,nur görmeye başlayıp,celalın etkisinden yakalarını kurtaran,zulmet perdelerini açabilen canlar anlar.
Şeriat ehline imandan başka yol yoktur.Dilerse inanır, ehlini arar,bulur, dilerse reddeder, başka inanışlarla aklını teskin eder.
Şimdi sadede gelerek hadisin açıklamasına dönebiliriz.
Şeriat-ı Muhammed-i Zühre (Kemal)makamından,(Cemal) Kamer’e inmiştir.
Miraç yolculuğunun teferruatlı verilmesi,hangi peygamberin hayatlarında, hangi evkatta(sema) kaldıklarını,şeriatlarının hangi makamlara inzal olunduğunu,dolayısıyla celalda veya cemalde oluşlarını açıklamak içindir.Hikayeleri (kıssaları)Kuranda anlatıldığından, bu sayede saatlerin (evkatlar) özelliklerini bulup çıkarmak mümkün hale gelmiştir.
Mi’raç olayı Mana aleminde (tümden),dünya zamanına göre çok kısa (yoğunlaştırılmış) zaman diliminde olup bitmiştir.’’Allah zaman içinde an yarattığı gibi an içinde zaman yaratmaya da kadirdir.’’Rüyalar buna delildir.Birkaç saniyelik rüyalarda geniş zamnları yaşadığımızı her insan bilir.
Mi’rac olayının devamı hakkında başka hadisler de vardır.Mi’aç Ruhi bir olaydır..Cesedin bu işte bir nasibi yoktur.Yükselmeler enfüsidir.Haşa Allah uzaklarda bir yerlerde değildir..O bize ‘’şah damarımızdan daha yakındır’’.Miraç olayı da enfüsi olarak yaşanılan,sözle izahı kolay olmayan,O’na yolculuktur.Zaten afaki olarak ne varsa bire bir enfüste vardır.Bu tür sırlar,
’’Temiz olmayanlar bu kitaba yaklaşamazlar ‘’
hükmü gereğince ancak kendilerini her yönden temizleyenleredir.Her (can)abdest alan bu sırrı anlayamaz.Tevhit nurunda abdest alınıp,’’el Kuddüs et Tahir’’le birlikte cümle Sıfatullah’a istifrak(kark) olmak lazımdır.Bu hadisi şerif ve devamı hikmet ehline gizli sırlar ihtiva etmektedir.Diğer göklerde hz. Musa ve hz Davut’un makamları vardır.O da ehlini ilgilendirmektedir.Bu yolla Bütün zamanların görev alacak ‘’ZAT’’ larına bilgi ulaştırılmaktadır.Anlattıklarımızı kabulde zorlananlara Kur’an-ı Kerimi daha dikkatli okumalarını tavsiye ederiz.
Ayrıca Hz Mevlana’ya kulak vermelerini öneririz.
O mübarek buyuruyor ki
………….
O tanrı erleri
Gizli dertlerin, gizli tabipleri
Muhabbetin / adaletin,
Rahmetin ta kendisidirler
İlletsiz
Rüşvetsiz daimi vericidirler
Sen de
Azizim
Bu suretle bilmiş ol ki
‘’Kuddüs Tahir’’ Rabbin
Yürekli mi yürekli
Yiğit mi yiğit öyle kulları vardır ki
Aramızda sıradan biri gibi dolaşır
Senin gibi / benim gibi yer içerler
Ama
Dünya yalanının bıyığını koparırlar
Otağlarını, her daim, müminler için
Yardım kal’asının burcuna kurarlar
Bu şehitler
Biteviye yeniden / yeniden gazi olurlar
Bu Tanrı tutsakları, mücahitler
Her zaman her yerde
Yokluktan baş gösterir
Yeni /yeni baştan yardım elde ederler de
Anadan doğma kör değilsen
Gör,gör derler.
Şimdi de Abdülkadir Geylani hz. den istimdat dileyelim
Ve Risale-i Gavsiye’den:bir bölümüne başvuralım.
………………………..
‘’-Ya gavs-ı a’zam…
İnsan sırrımdır.
Onun sırrıyım ben..
Eğer insan
indimdeki menziline arif olsaydı
Derdi ki;
Bütün nefislerdeki nefsim ben,
Bu anda mülk yoktur
Benden başka…..
- Ya gavs-ı a’zam:
İnsanın yemesi,içmesi
Mekanın hayatta duruşu, yayılışı
Ve konuşması, susması,yaptığı işi
Teveccüh ettiği şey
Gaib olduğu her ne varsa benim.
Sakini,
Muharriki,
Müsekkini benim.
Ve dahi buyurdu ki;
-Ya gavs-ı a’zam,
İnsanın cismi ve nefsi,
Kalbi, ruhu ,işitmesi,görmesi
Eli ayağı ve tümünü nefsimle açıkladım
Alemlerde ancak ben varım
Ve ben dahi onun gayri değilim.
Ve devamla, dedi ki;
-Ya gavs-ı a’zam
Fakr aşkıyla yanan
İhtiyaç ateşiyle kavrulmuş birini görürsen
Yaklaş ona
Şüphesiz ki onunla aramda hicap yoktur
………………………………………….’’
Bu hatırlatmalardan sonra konumuza devam ediyoruz..
Bu hadisin zımni (örtülü-gizli)anlamı miraç olayının sürekli olduğudur.Kıyamete kadar her devirde bir Zat miracı yaşayacak,geri dönüp insanların hidayeti için mücadele edecektir.Bu bir adetullahtır.Kıyamete kadar böylece devam edecektir.
Yeni bir şeriat gelmeyecek,her gelen zat teorik olarak Kur’an-ı Azimüşşan ‘a tabi olarak hizmet verecektir.Kur’an-ın hükmü bakidir.
Nur-u tevhide ulaşan ‘’her zat’’ efalinde muhtar olmakla beraber hakikate sadık kalmakla yükümlüdür.Kur’an’dan sapmalar ancak (hataen) yapılan işlerdendir.Hataen bile olsa sapma olduğunda kendileri de dönemlerindeki insanlar da çile çekerler.
Zat kemale erinceye kadar ( insan olarak hatadan muaf olmadığı için) kusur yapması doğaldır.Kemale varınca, ya kendisi hatalı gidişatı giderir,yahut kendisinden sonra gelen zatlar o olumsuz tecelliyi ortadan kaldırmaya çalışırlar.
Hikmet ilmi en zor ilim olduğundan ve çok üstün fedakarlıkla çalışılması gerektiğinden hatasızlık kimsenin harcı değildir.
Bu nedenle Kitabullah’ta ümmetin sürekli salavat getirmek suretiyle O zatlara dua ile yardım etmeleri istenmiş,hatta emir edilmiştir.Yapılan salavatın içinde hem ‘’Efendimiz,’’ hem ‘’O zamanın zatı’’, hem de ‘’Ümmet’’ dahildir.O nedenle salavatı şerifleri Allah’u teala hicapsız kabul edeceğini müjdelemiştir..’’Nasılsanız öyle yönetilirsiniz’’ hükmü gereğince sorumluluk ortaktır.Bir müminin yapabileceği en büyük dua salavatı şerifedir.Bir çok salavat tertibi vardır..En kısa ve kamil olanı;
‘’Allahümme salli ala seyyidina Muhammed’in ve ala ali seyyidina Muhammed.’’şeklinde olanıdır.Âli kelimesinde aile efradı vardır ki,bizler dahil bütün müminlerdir.
Der beyan-ı Evliya’yı Kibar Ve Enbiya
( Esrar-ı Hakikat tan )
Vahdeti görenler:
(Tevhid-i Hakk’ta tevhide mazhar olanlar.)
***** VUSLATA ERENLER *****
Evliya-i kibarın serurudur kutup
Kemal hikmette emri şeriatı tutup
Marifetullahta şol güller gibi kokup
Zahir efalinden görürler tecelliyatı
Dünyada kutup her zaman bir tanedir
Onda ilmlerin ilmi ilm-i ledün vardır
Mü’min’lere gayet şefeatkar , yardır
Gece gündüz demez eder Hakk’a niyazı
Müminler için durmadan dualar eder
Onları Hakk resule makbul kullar eder
Sırrulah’ta sırdan sırra durmadan gider
Hem güzel bilir, işler marifetullahı
Her daim duası makbul marifetullah
Sırrı ilm-i ledünde işi hikmetullah
Habirden gördüğü nurlar hep sıfatullah
Vahdetten seyreder daim Cemalullah’ı
Bilmez nedir zorluk işinde yoktur zeval
Gördüğü nurlardan verir haberi cemal
Zat efalindedir dünyada cümle kemal
Mamur eder daima oluşan viranı
Dünyayı diler harap eder diler mamur
Efalinde yoktur acziyet yahut kusur
Mülkü dilediğinden alır veya verir
Gösterir kullara izzeti ya hakiri.
İlmullahı tarif etse çok olur kutup
Kutuplar onun zamanında çok olup
Kendisi dahi kemal kutbulaktap olup
İhtiyaç olur, ziyaret eder cananı
Evliya-i kibar içinde olan kutup
Hakim hükmü baştan başa cihanı tutup
Melekler dahi kemelinden hayran olup
An içinde mukadder olur hem efali
Efalinden mukadder olur bütün işler
Ya ne taraf olmalı arkası demişler
Ravza-i mutahhara’yı evla görmüşler
Tecelli arkadan zuhur eder erkanı
Önünde olan ile mücahede eder
Efal zat sıfatullah’a intikal eder
Sıfatullah kemali hikmette devreder
İradeden emre sudur eder fermanı
Emrinden zahire esma eder tecelli
Hakikat bu marifetullah’ın kemali
Zahirde mutlak zuhur eder zat efali
Efalinden zuhur etmiştir her tecelli
Efalı marifetullahla tevhit olur
Her işi zatın saadetle hasıl olur
Beşerde kemalle cemal tecelli olur
Saadete erer mü’minlerin canları
İlk önce ilmi ebedandan haberler alır
İsterse karşılar efalin tecellisi az olur
Saadete dair ise tecellide bırakır
Külliyen zuhur eder zahire tecellisi
Biri rüyadır haberi tevilen verir
Rüya ilmi çok geniştir zor bilinir
Zamanla zat rüyaya bakmaz olur
Devrinde tecelliyat bulur kemali
Beş ilim içinde iş geri kalmaz
Zat,sıfat,esma,evkat,efal ayrılmaz
Cemal efalinden hiç zarar olmaz
Kemal hakikatin marifetullah şanı
Efal celal olursa sonuç celal olur
Öyle efalden küffara yardım olur
Celal efalinden tecelli keder olur
Zat tecrit eder daim celal efalini
Celal küffar sıfatına hep yardım eder
Cemal efal dahi küffara zarar eder
Cemal efali müminleri memnun eder
Zatın müminlere rahmeti pek çok oldu
Efal celal müminleri daim incitir
Zat celal efalini tecrit etmelidir
Ol vakit celal her daim mahkumdur
Hakimdir cemal zatın Kudretten fermanı
Cemalde ise efali,kuvvet cemaldedir
Kudretullah’ta müminler kemaldedir
Zatın efali demek kudretullahtır
İşler efali,müminler bulur kemali
Bütün esmaullah olmuştur zata sıfat
Okur esmayı efalden olur tecelliyat
Okumaz celal esmasını,olamaz sıfat
Celalden değil,cemalden olur tecelli
Bu bir san-i bediadır,Kudretullah sanatı
Mücahedesinde fasıl eder davayı
Zatın kemali halleder azım sevdayı
Tevhit olmuştur sıfatullah olur efali
Celal efalini tecrit hem mahkum eder
Zat efalinde kemalden kemale gider
Cemal bakidir kudretten hünerler eder
Marifetullahta kavidir metaneti
Mahfuzdur mahlukat,efal cemal hıfz eder
Cemalde ziyan yok,kemal tecelli eder.
Marifetullahtan kemalde hünerler eder
Açılır sırrulahtan hakikatte kudret meydanı
Esma el hüsna okuyup efaline başlar,
Ezel budur, zat efalinden olur işler
İlmi ledünde buna marifetullah demişler
Tevhidi hakikat sırrından aldım haberi.
Okurken arkan Ravza-i mutahhara’ya
Ya reisi hükümete dönük olmalı
Ondan müminler çok büyük kuvvet bulmalı
Hakikat marifetullah hikmet beyanı
Müminler kuvvet bulur böyle tertiple
Efal cemal işlenir her biri adapla
Evvela niyet etmek, cemal esmasıyla
Efale uygun manada olur esması
Esmai hüsna esmai azam kuvveti
Cenabı hak halk eder tez ali kudreti
Memnun ve mesrur olur büyük Türk milleti
Aktap Türk’tür,daim şeref bulur milleti..
Vahhap oku yüzün kıbleye olur izzet
Resulullah’a dayanıp oku kaviyyun olur devlet
Ya hükümet reisi nerede ise oraya kuvvet
Zatın efal tecellisi onlarda bulur saadeti
Ya fatihün ya Fettah asker önünde olarak oku
Ya kabzı ya malik fetheder küffar mülkünü alır elinden
Ya vasi ya malik okunur asker önünde
Yüzün düşmana karşı ‘’ya Hayyul Kayyum’’ perişan eder küffarı
Zira arka tarafından tecelli eder kuvvet
Tecelli eder heybet kudretten gösterir kudret
Arka düşmana olmaz hiç, bu bir hikmet
Tarife uyarsan hiç olmaz islamın ziyanı
Sırrı marifetullahtan bu hikmet beyan
Zat efalinden küffar perişan oldu.
Arka küffar asayişte olursa
Ya Vahhap ya Muğti isimlerini tertip ile okursa
Bu isimler vericidir efalde olursa
Böyle de muvafıktır amma harp zamanında olmamalı
Öncelikle okuyacağı vakit güzel niyet eder
Arkası askere ise cihanı küffara dar eder
Bu tertiple esma efal kuvveti yok’u var eder
Batından efalinin kemali zahire eder zuhuru
Kırk tertipten daha kudretli var bir tertip
Batında zat efalini tam usulüyle edip
İsmi azam diyerek nam verildi acayip
Hakkın kudretinden bahş müminlere kemalı
Bu marifetullah içinde öyle bir kuvvettir
Bütün cihan bir işe murat etse olamaz kalır
Aktap kudretullahtan her ne rica etse olur
Bütün cihanın arzusu bir anda kalmıştır geri
Aktap işini istedikçe daim ileri yürütür
Bütün insanların işi küll’de ona bağlıdır
Amma hikmette ledünde kamil olmalıdır
Her fert kendi işini görür, zat umumi oldu
Bunlar yine hikmette hep cemale bağlıdır
Cemal kuvvetiyle her şey zat kudretidir
Zat efalini hikmette birden yürütür
Devriyat içinde devvar devr eder bulur kemalı
Hakkın emri bu yolda böyle tertip olmuş
Ehil irfandan kamillerden yadigar kalmıştır
Usulü resulullahtan erkanı olmuştur
Bazı kutuplar cenabı haktan bizzat öğrendi
Hak tealadan öğrenen aladan ala
Her daim ona erer keramet buluyor sefa
Hazreti Allah tevhidini etmiş ala
İntihap etmiş zatı sıfatullahta tevhidi.